12 Nisan 2026
Zeynep Azra Tak
Something the Lord Made, tıbbî bir başarı hikâyesinden çok daha fazlasını anlatır. Film, bilimsel ilerlemenin ardında kalan insani zaafları, ahlaki kırılmaları ve görünmeyen emeği merkezine alarak izleyiciyi rahatsız edici ama gerekli bir yüzleşmeye davet eder.

Filmi ilk izleyişimde beni şaşırtan şey, anlatılanların “olağanüstü” değil, aksine fazlasıyla tanıdık olmasıydı. Dr. Alfred Blalock’un Vivien Thomas’a yaklaşımı, toplumsal ahlak kalıpları içinde hoş karşılanmasa da, ne yazık ki insan doğasına yabancı değildir. Başarıya giden yolda emeği, yeteneği ve azmi kullanmak; hedefe ulaşıldığında ise bu emeği yok saymak…
Bu davranışın temelinde ilkel ama güçlü bir dürtü yatar: ego.
Blalock eğitimlidir, beyazdır ve toplumun “üst” katmanına aittir. Karşısındaki ise siyahi, eğitimsiz ve üçüncü sınıf olarak görülen bir adamdır. Bu denklemde, Vivien Thomas’ın becerisi ve zekâsı Blalock için yalnızca işlevsel bir araç olarak var olabilir. Film bu noktada şunu çok net sorar:
Bilgi sahibi olmak, ahlaklı olmak anlamına gelir mi?
Ne yazık ki film boyunca bu sorunun cevabının hayır olduğunu görürüz. Ödül töreninde Vivien Thomas’ın adının dahi anılmaması, akademik başarının etik olgunlukla doğrudan ilişkili olmadığını çarpıcı biçimde ortaya koyar. Buna karşılık, Blalock öldükten sonra Vivien’in ona teşekkür etmesi; izleyicinin vicdanına sessiz ama ağır bir soru bırakır:
Gerçek erdem, tanınmak mıdır; yoksa tanınmadan doğruyu yapmak mı?
Vivien Thomas karakteri, toplumun dar kalıplarına farkında olarak ya da olmayarak güçlü bir ders verir. “Sadece beyazlar için” yazılı tuvaletlerin olduğu bir dünyada, bilimsel tarihe adını yazdıran kişi olur. Film, burada umutlu ama sert bir gerçek sunar:
Evet, her insanın dış görünüşünden bağımsız içinde bir pırıltı vardır. Ama o pırıltının görünür olması için azim, tutku ve ağır bedeller gerekir.
Filmin en çarpıcı anlarından biri, Vivien’in Blalock’un yurt dışı dönüşü laboratuvara geri dönmek istemesidir. İlk bakışta bu bir gurur kırılması gibi görünür. Ancak derinlemesine düşünüldüğünde, bu sahne bize şunu hatırlatır:İnsan bazen küçük gururlar uğruna büyük anlamları kaçırır.
Eğer Vivien geri dönmeseydi, belki de ne o ödül alınacak ne de o çocuklar hayata tutunacaktı.Etik açıdan filmin tartışmaya açık bir diğer boyutu ise deneylerde hayvanların kullanılmasıdır. Bu mesele filmde kesin bir cevapla sunulmaz; bilinçli olarak izleyicinin vicdanına bırakılır. Bir yanda bir can, diğer yanda kurtarılan onlarca hayat…
Bu ikilem, tıbbın en eski ve en zor sorularından biridir ve film bu belirsizliği dürüstçe korur.
Something the Lord Made, bilimin ilerleyişini alkışlarken insanın karanlık tarafını görmezden gelmez. Film bize şunu söyler:
Bilgi arttıkça alçakgönüllülük de artmıyorsa, o bilgi eksiktir.
Gerçek büyüklük; alkışta değil, insana yakışır kalabilmekte yatar.